Büyükten Küçüğe,Küçükten Büyüğe...

( Aşağıda okuyacağınız yazı yazarın çok sevdiği kanserden vefat eden arkadaşına duygu yüklü içten göndermelerini kaleme döktüğü bir edebi bir yazıdır.Yazının özellikle de tarzı sıradışı dır. Ayrıca duygu yüklü bu yazıyı yazar çok içten ve kalbi yansımalarını etkileyici bir tarzda motiflediğinden sıkılmadan okuyacağınızı tahmin etmek zor olmasa gerek.sağlıcakla kalın..(av. Salih ünal' ın izniyle..)

Büyükten Küçüğe, Küçükten Büyüğe
‘’Ecel verileni almadan önce,verilmesi gereken her şeyi vermek gerek’’diyen Mevlana ile beraberiz,onun huzurundayız.Ne olursan ol gel,yine gel diye bizi dergahına çağırmakta.Bu sese kulak veren Horasandan üç kardeş gelir,onu görmek için.Ölüm girer araya görüşemezler.Çok üzülürler ona yakın olmak için tanrıya yalvarırlar,yakarışta bulunurlar, kabul olunan dualarının ardından ebedi istirahatgahlarına çekilirler,ona yakın bir yere üçler mezarlığına…
2010 yılının mart ayındayız tamı tamına 5 mart 2010..üçler mezarlığındayız.Cadde üzerindeki 2. kapının hemen yakınında yol kenarında.Etraf çok kalabalık dua ediliyor ağlayanlarda var.Mezar yeni kapatılmış belli, toprak taze kokuyor.Güney kapısına bakan taraftaki taşta bir isim, acemice yazılmış..Salim Ünal,aynı taştan ayak ucunda da var.Kalaba-lık birden taşları kaldırıp elleriyle ve küreklerle mezar üzerindeki toprağı kaldırıyor,çok seri çalışılıyor amaç bir an önce sana kavuşmak,tüm dualar senin için seni tekrar hayata döndürmek için,kısa sürede sana ulaşıyoruz.Beyaz elbiseler içerisindesin,topraktan alıp tabuta koyuyoruz, eller üzerinde yürüterek Selimiye Camii musalla taşına taşıyoruz seni,öyle bir kalabalık var ki adeta düğün alayı.Herkes senin arkanda saf tutuyor,sana tekrar kavuşmak için namaz kılıyoruz,dua ediyoruz.Haklarımızı helal ediyoruz seni tekrar görmek için.Musalla taşından cenaze arabasına taşıyoruz,eve doğru yoldayız.Evin önü de kalabalık dualar yine sana,biran önce dön diyorlar….Yoruldun artık dinlenmen için kısa süreliğine seni yalnız bırakıyoruz.Sabaha karşı 03.oo te otobüsle İstanbul’a doğru yola çıkıyoruz.Beraberiz altlı üstlü o çok sevdiğin şehre doğru gidiyoruz.Sen aşağıda uyurken biz yukarıda gevezelik ediyoruz.Akşam üzeri İstanbul’dayız,yine bir caminin musalla taşında etraf yine çok kalabalık, ne kadar çok sevenin varmış ve herkes sana tekrar kavuşmak için acele ediyor.Camiden hastanenin yoğun bakımına kaldırılıyorsun,dualarımız

kabul oldu.Kalbin çalışmaya makineye bağlıda olsa nefes almaya başlıyorsun.Her geçen gün daha iyiye gidiyorsun 3.günün sonunda seni normal odaya çıkarıyorlar,hastanenin en güzel odası 1119 .zorlukla konuşuyorsun ,pek bir şey yemiyorsun ama hayattasın.Allah’ım sana binlerce şükür.İki gün önceye göre solunumun daha iyi fakat hala oksijen takviyesi yapılıyor,setürasyon çok düşük kötü bir gece geçiriyorsun bir türlü uykuya dalamıyorsun,ağrıların çok fazla sürekli damardan ağrı kesici veriyorlar.Akşama doğru oksijen takviyesini kesiyorlar.setürasyon normale döndü, kısa süreli uykulara dalıyorsun.4 gün önceye göre çok iyisin.Hala bir şey yemiyorsun telefonlarına cevap vermek istemiyorsun.Birinci haftanın sonunda ağızdan bir şeyler yemeye başladın,bu iyi haber kişileri seçerek telefon konuşması yapıyorsun.ikinci hafta gün aşırıda olsa sıvı mama almaya başlıyorsun hepimiz çok mutluyuz,çünkü seninle beraber olmak güzel.Artık telefonlara cevap veriyorsun gelenlerle sohbet ediyorsun.3.haftanın başındayız tarih 14.şubat yani senin ilk doğum günün ,oda kalabalık pastalar hazır mumlar üfleniyor. pastandan küçük bir parçada olsa yiyorsun.espriler yapıyor etrafla şakalaşıyorsun,sadece sırt ağrılarından şikayetin var ,o işte masajla halloluyor.Üçüncü haftanın sonunda hastaneden ayrılıyorsun,evdesin.Radyoterapiye ayaktan devam ediyorsun kendini daha iyi hissetmeye başladın.Konya’ya dönmeye karar verdin çünkü çok iyisin.İlk kurban bayramını Konya’da beraber kutladık.Ayaklarındaki uyuşukluktan şikayetçi idin,zaman içerisinde geçeceğini söylemiştim sana.İlk defa o bayramda araba ile bizi yemeğe götürmüştün,açık restaurant bulmakta ne kadar zorlanmıştık,azmetmiştik açık bir yer bulmuştuk.Yaza doğru tekrar İstanbul’a dönmüş ve uzun süreli kemoterapi seansların başlamıştı.Saçların dökülmüştü de bunu hiç sorun etmeyip tamamen kazıtmıştın.Nisan’a doğru saçların tekrar çıkmıştı.Nisan ayında İstanbul’daki ilk restaurantda ki Hamdi’ye gitmiştik.Ben bu boku yeneceğim demiştin, sözünde durmuş ve yenmiştin.Seninle ilk rakıyı da Hamdi’de içmiştik….
Hayatını dolu dolu yaşıyorsun.Yaşam bazen istediğin gibi oluyor bazende istemediğin şeyleri yaşamak zorunda kalıyorsun.Hayata bağlısın,hayatı seviyorsun.Arkadaşların,do
stların, akrabaların, kardeşlerin,çocuğun var.Çok iyi zamanları bunlarla paylaştığın halde dönem dönem çatışmalar, kavgalar ,kırgınlıklar yaşıyorsun.İşte böyle zamanlarda en iyi dostum dediğin içkin ve sigaran devreye giriyor,bütün dostlarını unutup onlarla beraber oluyorsun. Seni rahatlattığını söylüyorsun,halbuki kötü bir dost olduğunu sende biliyorsun.Orhan Velinin dediği gibi ne hınzır şeydir bu sigara ne erkektir ne dişi nedir bu hayatta işi,avareliğini alır insanın.Ne çok seviyorsun ,yalnızlığını hep onunla paylaşıyorsun.Çalışma hayatı seni sıkmaya ve zorlamaya başlayınca daha donanımlı ve her konuda bilgi sahibi olabilmek, kısaca eğitim almak için üniversiteye gitmeye karar veriyorsun,zor bir karar…
Çok hareketli bir üniversite hayatın oluyor.İş ve çalışma hayatından farklı bir arkadaş grubu içerisindesin.Hiçbir beklentisi olmaya,sırtını dayayabileceğin,bir çok şeyi paylaşabileceğin insanlar.Çalışma hayatında yapmadığın, yapamadığın şeyleri yapıyorsun.Gerçek dostum dediğin insanlarla berabersin ve bu sana güç veriyor.Hayati abiyi hatırlıyor musun?Okul çıkışı bazen dersleri kırarak arkadaşlarınla buluştuğun Teşvikiye’deki kahvehane.Çoğu zaman yoklamaları orada verirdiniz,biriniz gelmediği zaman hayati abi de merak ederdi,paranız olmadığı zamanlarda size para verir,içilenleri,yenenleri
hesaba yazardı olunca verirsiniz diye.Zaman içerisinde arkadaşlarla daha az görüşmeye başlıyorsun,etrafındaki insan sayısı azalıyor.Sık görüşmeler bitiyor,daha az görüşmeye başlıyorsun.Üç sene içerisinde arkadaş olarak bir iki kişi kalıyor,okul daha kolaylaşıyor.Sınavlar daha kolay geliyor ,halbuki ilk senelerde ne çok zorlanmıştın.Eğitim aldığınız gün sayısı azalıyor,bazı siyasi olaylardan dolayı uzun süre okul kapatılıyor.Çok sevdiğiniz hocalarınızı kaybediyorsunuz.Son senenizde okulun açık olduğu gün sayısı o kadar az ki,sınavlara bile giremediğiniz oluyor.Okulun yabancılaşması yanında şehirde sana yabancılaşıyor,artık o bildiğin, sevdiğin şehir değil seni atıyor, git diyor gidiyorsun Konya’ya .Üniversiteyi kazandığında ne çok sevinmiştin…….
Yıl 1977 Konya Maarif Kolejindesin.,daha güçlü ve sıcak bir arkadaş grubundasın.1977 grubu olarak ne kadar çok şey yaptınız.Konya’nın en iyileri buradalar.Ne güzel günlerdi o günler okul çıkışı zaferde turlamalar,biriktirilen harçlıklarla araba kiralamalar.kızlara hava atmalar.Okuldaki 5.senende sigarayı bırakmaya karar veriyorsun gecikmiş bir karar ama yinede çok başarılı.Keşke diyorsun daha önce bıraksaydım.Sigarayı bırakman ile koleji bırakman arasında çok fazla zaman yok.Bir sene sonra İngilizcenin seni çok zorladığını bahane ederek okulu bırakıp,ilkokula dönüyorsun.Koleje göre hayat daha kolay en azından yabancı dil yok.İlkokul da ne kolay geliyor,fakat garip olan bildiğin şeyleri zaman içerisinde unutmaya başlıyorsun.Öyle ki 4 sene önce bildiğin yazı yazmayı da ,okumayı da unutuyorsun. Deftere sadece çizgiler çizmeye başlıyorsun hiçbir şey okuyamıyorsun.Siyah önlük ile beyaz yaka da seni sıkmaya başlıyor.Ben bir daha okula gitmeyeceğim diyorsun ve okulu bırakıyor-sun.Okulda yok artık özgürsün.istediğin gibi koşup oynayabilirsin,öylede yapıyorsun.sokaklar hep senin dışarıda oynamaktan sıkıldığında evde oynamaya başlıyorsun.oyuncakların var az sayıda ama mutlusun.yürümek bile sana zor gelmeye başlıyor,emeklemeye başlıyorsun daha keyifli hiç olmazsa düşme korkun yok.anlaşılmayan kelimeler kullanıyorsun,kimse seni anlamıyor.Anlayabilmek için seni kucaklıyorlar bu kucak işini seviyorsun ve bir daha aşağıya inmiyorsun indirirlerse ağlıyorsun.sen ağladıkça onlarda seni daha sıkı sarıyorlar,elin kolun bağlı vaziyettesin.Hiç bir şey yemiyorsun sadece süt içiyorsun hem de en sağlıklısını, anne sütü içiyorsun.Ağlamaya başlıyorsun,az önce popona yabancı bir el bir şaplak patlattı,baş aşağı pozisyondasın ve tarih 14 şubat 1959 bu senin son doğum günün.Ankara’dayız,doğum gününden bir gün önce karanlık içi su dolu bir odadasın,hiçbir şey görmüyorsun,hiç bir şey duymuyorsun,hareketlisin.Y
er dar olduğu için zamanla hareketlerin yavaşlıyor küçülüyorsun, sen küçüldükçe hareketsizleşiyorsun.9 ay bu bölge senin mekanın oluyor.9.ayın sonuna doğru iyice küçülüyorsun,küçülüyorsun küçük bir hücre oluyorsun.Küçük bir hücre ,small cell küçücük,small….KÜÇÜK HÜCRE….SMALL CELL ..Bizi ayıran bu küçük hücreler oluyor,
Nisan 2009 dayız.Her şeyin değişmeye başladığı Nisan 2009.Oysa ne güzel gidiyordu.Bir dostluk vardı,bir ortaklık bir kardeşlik vardı düşman çatlatan.Bir sevgi vardı adı henüz konmamış,paylaşıldıkça bizim olan her şeydi yaşamak.Sigaranın dumanı seni,seninle olmakta beni rahatlatırdı.Kızgınlıkları
mızı,öfkelerimizi yendiğimiz yerdi masalar,dertleşmekti bizi masalarda buluşturan.Ahh…o nisan 2009 olmasa,hiç girmese idi hayatımıza.11 ay yaşasaydık 2009 u Mart dan sonra Mayıs gelseydi.Haber ile beraber içime bir hüzün çöktü,ilk ayrılık sinyalini o zaman aldım.Ayrılacaktık hem de çok uzun olmayan bir zamanda.Zordur ayrılık bilirsin,kavuşmanın olmamasıdır aslında ayrılığı zorlaştıran.
Hücresi küçük kendisi büyük illetin seni aramızdan almaya karar verdiği zamandı Nisan 2009 seni güçlü görmüştüm azimliydin,kararlıydın ,yeneceğim diyordun son içki masasına oturduğumuz Hamdi de.Ne çok eğlenmiştik,ne keyif almıştık.Nasılda mücadele etmiştin çok çabalamış çok uğraşmıştın.Bizi de inandırmaya çalışıyordun.Ne kemoterapiler yıldırmıştı seni,ne saçının dökülmesi ne de halsiz bitkin geçen günler.Sıkı sıkıya tutunmuştun hayata, hayat benim için yeni başlıyor diyordun.Başlangıç olarak ta Sapanca da buluşmuştun üniversiteli arkadaşlarınla.Sağlıklıyım
diyordun,bu işi bitirdim diyordun.Dalmıştın yeniden iş hayatına yoğun tempoda çalışıyordun.Sadece ayaklarındaki uyuşmadan sıkıntın vardı.Geçer diyordum,sana yalan söyleyerek o da geçecek.Konya’daki son kurban bayramında beraberdik,bir balıkçı var diyordun sizi oraya götüreceğim.Götürmüştün de kapalı olduğuna ne çok üzülmüştün.Başka sefere gideriz demiştin.Tamam demiştim sana o başka seferin gelmeyeceğini bildiğim halde.Seninle yaptığımız her şeyi son yapıyoruz diyordum kendi kendime,keşke ben yanılmış olsaydım canım kardeşim,keşke ben yanılmış olsaydım.Allahtan o gün bir yer buldukta karnımızı doyurduk.O gün son kez seni iştahlı yemek yerken görmüştüm. Doğum günlerimizde mevsim itibarı ile hep ayrı olurduk,telefonla kutlardık birbirimizi.İlk kez bir doğum gününde beraberdik ve de son kez.14 şubat 2010 51.doğum gününü kutluyorduk.Hastanenin 1119 numaralı odasında.Pastalar kesilmişti.mumları üflemiştin ikinci deneme de mumları söndürmüştün.Son nöbetimde çok sıkıntılı idin dalamıyordun bir türlü,solunumun bozulmuştu,kandaki oksijen seviyesi düşünce oksijen takviyesi yapılmıştı.çok hoşlanmamıştın bu olaydan ,saat başı 15 dakikalık aralar veriyorduk. Bir ara daldığında fotoğrafını çekebildim cep telefonuna profilden.Cepheden çekmeye cesaret edemedim.Elimdeki son resmindi gösteremedim bile sana.Sabah ayrılırken uyuyordun,uyandıramadım sadece elinin sıcaklığını hissedebildim elimle.Bir sonraki nöbetime gelemedim canım kardeşim.Ben seni terk etmedim sen odanı terk etmiştin.Geçmeyen yoğun bakım günlerinde ne hissettin bilmiyorum ama,bize çok zor geldi.Seni görememek zordu,bir şey yapamasak da nefes aldığını hissedememek zordu.Velhasıl,ayrılık zordu canım kardeşim, ayrılık zordu. Ne kalabalıktı caminin avlusu.Tüm seni sevenler oradaydı.Üniversiteli arkadaşların yanından hiç ayrılmadılar.Son Konya yolculuğunda da aynı otobüsteydik.Altlı üstlü konuşamasak da beraberdik.Hep uzun gelirdi Konya yolculuğu bu kez kısa sürdü,oysa bitsin istemiyordum.Cuma günkü kalabalığı anlatamayacağım.1977liler oradaydı biliyor musun.Her zaman olduğu gibi tam takım,kalbimizdesin diyorlardı.Eller üzerinde götürdük seni ebedi ikametgahına,o uzun yol boyunca iki kez tutabildim seni. Üçler mezarlığındayız.5 mart 2010 dualarla geldiğin toprağa gönderiyoruz seni.Bir gün mutlaka görüşeceğiz ama ben şimdiden seni çok özledim canım kardeşim.Toprağın bol mekanın cennet olsun.Bil ki görüntü yok olur,ancak gerçek sonsuza kadar yaşar der Mevlana… sonsuza kadar yaşayacaksın…

İSTANBUL-21.MART.2010
Mustafa SEÇME

Yorum Yaz